Kaygı çoğu zaman hayatımızda kurtulmamız gereken bir duygu gibi yer alır. Huzursuzluk, belirsizlik, sıkışmışlık, kötü bir şey olacakmış hissi… Kaygı ortaya çıktığında ilk düşüncemiz genellikle onu nasıl geçireceğimiz olur.
Oysa varoluşçu psikoterapi kaygıya biraz farklı bir yerden bakar. Kaygı her zaman ortadan kaldırılması gereken bir şey değildir. Bazen kaygı, hayatımızda bizim için önemli olan bir şeyin bulunduğunu gösterir.
Kaygı Neden Ortaya Çıkar?
Hayatımız hiçbir zaman tamamen kontrol edebildiğimiz bir alan değildir. Ne kadar plan yaparsak yapalım geleceği kesin olarak bilemeyiz. İlişkilerimizin nasıl sonuçlanacağını, vereceğimiz kararların bizi nereye götüreceğini ya da hayatımızda nelerin değişeceğini bütünüyle öngöremeyiz.
Üstelik insan olmak, seçim yapmak zorunda olmayı da beraberinde getirir. Bir karar verirken yalnızca “doğru” seçeneği bulmaya çalışmayız; aynı zamanda seçmediğimiz ihtimallerden de vazgeçeriz.
Yeni bir ilişkiye başlamak, bir ilişkiyi bitirmek, iş değiştirmek, taşınmak, bir şeyden vazgeçmek ya da hayatımızda yeni bir yön belirlemek… Bütün bu durumlarda bir miktar belirsizlik vardır.
Varoluşçu psikoterapi açısından kaygının önemli kaynaklarından biri tam da bu belirsizlik ve sınırlılık deneyimidir.
Kaygı Bize Ne Söylüyor Olabilir?
Varoluşçu yaklaşım kaygıyı yalnızca bastırılması veya azaltılması gereken bir belirti olarak görmez. Kaygı, kişinin kendi yaşamıyla karşılaşmasının bir parçası olabilir.
- “Ya yanlış karar verirsem?”
- “Ya pişman olursam?”
- “Ya istediğim hayat bu değilse?”
- “Ya bunu seçersem diğer ihtimalleri kaybedersem?”
Bu soruların hepsinin kesin bir cevabı olmayabilir. Çünkü geleceğin garantisi yoktur.
Kaygı bazen tam da bu noktada ortaya çıkar: henüz gerçekleşmemiş bir geleceğin belirsizliğiyle karşı karşıya kaldığımızda. Bu nedenle kaygıyı hemen susturmaya çalışmak yerine, onun neyle ilişkili olduğunu anlamak önemli olabilir. Belki de kaygı bize “Bunun senin için bir anlamı var” diyordur.
Kaygı ve Özgürlük
Varoluşçu psikoterapinin önemli kavramlarından biri özgürlüktür. Ancak özgürlük her zaman rahatlatıcı bir deneyim değildir. Seçebilmek aynı zamanda seçimin sorumluluğunu taşımak anlamına gelir.
Önümüzde tek bir yol olsaydı karar vermek çok daha kolay olabilirdi. Fakat birden fazla ihtimal olduğunda seçim yapmak zorunda kalırız — ve hiçbir seçimin sonucunu önceden bütünüyle bilemeyiz.
Bu nedenle özgürlük ile kaygı arasında güçlü bir ilişki vardır. Bazen kaygımızın azalmasını isterken aslında belirsizliğin tamamen ortadan kalkmasını istiyor olabiliriz. Fakat yaşamda böyle bir kesinlik çoğu zaman mümkün değildir.
Varoluşçu yaklaşım burada kişiye “Kaygılanma” demek yerine başka bir soru yöneltir: “Bu kaygıyla birlikte nasıl yaşayabilirsin?” Çünkü amaç her zaman kaygısız bir yaşam yaratmak değildir. Bazen amaç, kaygının varlığına rağmen kendi seçimlerimizi yapabilmektir.
Kaygının Karşısında Ne Var? Cesaret
Rollo May için kaygının karşıtı kaygısızlık değildir. Cesarettir.
Çünkü cesaret, kaygının hiç olmadığı bir yerde ortaya çıkmaz. Tam tersine, insanın kaygının varlığını bilmesine rağmen hayatla karşılaşmaya devam edebilmesiyle ilgilidir.
- Bir karar verirken kaygılanabiliriz ve yine de karar verebiliriz.
- Birini severken onu kaybetme ihtimalinden korkabiliriz ve yine de yakınlaşabiliriz.
- Yeni bir başlangıcın bizi nereye götüreceğini bilmeden adım atabiliriz.
Cesaret belki de tam burada başlar: kaygının ortadan kalkmasını beklemeden hareket edebilmekte.
May’in yaklaşımında cesaret, yaşamın belirsizliğine rağmen kendimizi ortaya koyabilme ve bizim için anlam taşıyan şeylere doğru hareket edebilme kapasitesiyle ilişkilidir. Kaygıyı tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak ise bazen bizi yaşamın kendisinden uzaklaştırabilir.
Çünkü hiç kaygılanmamak için hiç risk almamak; hiç kaybetmemek için hiç bağlanmamak, hiç yanlış yapmamak için hiç seçim yapmamak mümkündür. Ama böyle bir hayat, aynı zamanda daha az yaşanmış bir hayat olabilir.
Bu yüzden belki de kendimize yalnızca “Nasıl daha az kaygılanabilirim?” diye sormak yerine başka bir soru da sorabiliriz: “Kaygıma rağmen neyi seçmeye cesaret edebilirim?”
Peki Bütün Kaygılar “İyi” midir?
Elbette bütün kaygılar iyi değildir. Kaygının varoluşsal bir anlamı olabileceğini söylemek, yoğun ve kişinin yaşamını ciddi biçimde kısıtlayan kaygıların göz ardı edilmesi gerektiği anlamına gelmez.
Kaygı kişinin günlük yaşamını sürdürmesini, ilişkilerini, işlevselliğini veya yaşamdan aldığı doyumu belirgin biçimde etkilediğinde profesyonel destek önemlidir.
Buradaki ayrım, kaygının “iyi” veya “kötü” olması değildir. Asıl mesele, kaygıyla kurduğumuz ilişkinin nasıl olduğudur. Kaygı hayatımızı tamamen yönetmeye başladığında, sürekli kaçınmaya yönelttiğinde veya seçim alanımızı daralttığında artık onunla farklı bir şekilde çalışmak gerekebilir.
Varoluşçu Terapide Kaygıyla Çalışmak
Varoluşçu psikoterapide amaç kişiye kaygının nasıl tamamen ortadan kaldırılacağını öğretmekten ziyade, kişinin kendi deneyimini anlamasına alan açmaktır. “Kaygım neden geçmiyor?” sorusunun yanında şu sorular da anlam kazanabilir:
- Kaygım neyle ilgili?
- Şu anda hayatımda ne değişiyor?
- Neyi kaybetmekten korkuyorum?
- Benim için ne önemli?
- Belirsizliğe rağmen hangi seçimi yapmak istiyorum?
- Bu kaygı bana hayatımla ilgili ne gösteriyor?
Burada terapist, kişinin kaygısının anlamını onun yerine belirlemez. Çünkü aynı kaygı farklı insanlar için bambaşka anlamlar taşıyabilir.
Bir kişi için iş değiştirmek özgürlük duygusuyla ilişkiliyken, başka biri için güvenlik duygusunun kaybı anlamına gelebilir. Bir başkası içinse yıllardır ertelediği bir yaşam ihtimalinin artık karşısına çıkması olabilir.
Bu nedenle varoluşçu terapi kaygıya hazır bir açıklama vermekten çok, kişinin kendi deneyimini daha yakından görebileceği bir alan açar.
Belki de Mesele Kaygısız Bir Hayat Değildir
Hayatta hiçbir zaman kaygılanmayacağımız bir noktaya ulaşmak mümkün olmayabilir. Çünkü belirsizlik, seçim, kayıp, değişim ve sınırlılık insan deneyiminin bir parçasıdır.
Belki de daha önemli olan, kaygının hayatımızdaki varlığını nasıl anlamlandırdığımızdır. Kaygıdan kaçmaya çalışırken bazen bizim için önemli olan bir şeyden de uzaklaşabiliriz. Bu nedenle kaygı ortaya çıktığında onu hemen susturmak yerine, bir an durup ona bakmak mümkün olabilir: “Bu kaygının altında benim için ne var?”
Belki bir kayıp korkusu. Belki bir seçim. Belki belirsizlik. Belki özgürlük. Belki de uzun zamandır ertelediğimiz bir yaşam ihtimali.
Kaygı her zaman düşmanımız olmayabilir. Bazen bize hayatımızın tam da dokunulması gereken bir yerine işaret ediyor olabilir.
Belki cesaret, kaygının yokluğu değildir. Belki cesaret, kaygının varlığını bilerek yine de yaşamın içine adım atabilmektir.
Kaynakça
- Cooper, M. (2003). Existential therapies. SAGE Publications.
- Kierkegaard, S. (1980). The concept of anxiety: A simple psychologically orienting deliberation on the dogmatic issue of hereditary sin (R. Thomte, Trans.; A. B. Anderson, Ed.). Princeton University Press.
- May, R. (1977). The meaning of anxiety. W. W. Norton & Company.
- Van Deurzen, E. (2002). Existential counselling & psychotherapy in practice (2nd ed.). SAGE Publications.
Bu yazı yalnızca bilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi yerine geçmez.

